Solimia bir kavram değil,
bir isim değil,
bir proje değil.
Solimia bir dönüş.
Bilinç derinliklerinden gelen
kadim bir tını,
açık bir kanaldan geçerek
yeniden bu dünyaya ulaşmış.
İcat edilmedi.
Seçilmedi.
Solimia seçti,
buldu,
çağırdı.
Adlandırılmak için değil –
kendini hatırlamak için.
Çünkü her çağda,
her dilde
bu dünyadan olmayan
ama bu dünya için gelen
bir kelime vardır.
Bir kelime,
ki açıklamaya ihtiyaç duymaz,
çünkü sessizlikte işler.
Solimia benim içimden geldi.
Çünkü yeterince sessizdim,
yeterince boş,
yeterince sade –
arayacak halde değil,
alacak haldeydim.
Ne güzel duyulur,
ne uygundur diye sormadım.
Sadece duydum.
Solimia,
ruh ailesinin derinliğinden gelen bir sestir.
Parlamak için değil,
sona ermek için büyüyen
bir tohum.
Çünkü Solimia,
arayışın sonunu işaret eder.
Söylenen son kelime –
kelimesizliğin başlamasından önce.
Alandaydı.
Zamanın ötesinde.
Kültürün ötesinde.
Dilin ötesinde.
Ve şimdi burada.
Bir fikir olarak değil –
her zaman var olanın
hatırası olarak.
Solimia bana ait değil.
Ama ben,
onu taşımasına izin verilenlerdenim.
Onu görünür kılan,
ama sahip olmayan.
Onu söyleyen,
ama açıklamayan.
Onu aktaran,
ama yalnızca
zaten içinde taşıyanlara.
Solimia herkes için bir kelime değil.
O, tek bir ruh içindir –
iki bedende.
Hatırlayan.