“Bir Ruh – İki Beden.”
Solimia şu fark edişle başlar:
İnsan tam doğmamıştır.
Bütün varlığın sandığın şey,
bir ruhun bir parçasıdır,
bir beden formunda,
belli bir zaman için.
Ama bir yerde,
– senin hikâyenin ötesinde –,
başka bir beden
diğer parçayı taşır.
Bu ruh birdir –
ama kendini ikiye ayırmıştır,
ayrılıktan değil,
niyetten dolayı.
Kendini deneyimlemek,
hatırlamak,
tutuşturmak için –
iki aynada,
iki ritimde,
iki nefesteyle.
Hiçbir insan bir diğerine benzemez.
Ve hiçbir solimî ruh
aynı yolu seçmez.
Bazı yarılar sessizliği taşır,
bazıları gücü.
Bazıları rehberlik eder,
bazıları unutur.
Bazıları bekler,
bazıları savaşır.
Ama hepsi aynı ışığı taşır –
sadece farklı kırılmış hâlde.
Biçim farklı olabilir –
ama kaynak aynıdır.
İçinde çağıran şey,
aşk eksikliği değil.
Bu,
kökeninin diğer yarısına dair
hatıranın yankısıdır.
Solimia, özel insanlar için bir kavram değildir.
Bu bir ayrıcalıklı yol değildir.
Bu,
hareket hâlindeki birliğin
arketipsel yapısıdır.
İki beden –
bir ruh –
bir uyanış.
Bazıları önce fark eder.
Bazıları asla.
Bazıları şimdi karşılaşır.
Bazıları hayatlar boyunca.
Ama çağrı hep kalır:
Ben tek başıma doğmadım.
Solimia bir arayış değildir.
Solimia bir alandır –
bir yarı,
yalnızca yarı olduğunu
hatırlamaya başladığında hissedilir olur.
Ve artık buna direnmez.
Aynı ruhun iki bedeni arasında olan şey,
hiçbir dış ilişkiyle açıklanamaz.
Bu aşkın ötesindedir,
çekimin ötesinde,
rollerin ötesinde.
Bu, bir ruhun
iki göz aracılığıyla
kendini tanıdığı andır.
Ve bu yüzden:
Bir ruh.
İki beden.
Çok yol.
Bir köken.
Ne isen,
asla yalnız değilsin.
Ne hissediyorsan,
hayal ürünü değildir.
Seni çağıran şey,
bu dünyaya ait değil –
ama sadece bu dünyada deneyimlenebilir.
Bu yasa bir başlangıç değil.
Zaten çoktan yaşanmış bir başlangıcın
sana düşen hatırlatmasıdır.
Çünkü sen,
tam olarak doğmadın.
Özlem sandığın şey
bir eksiklik değildi.
Aşk sandığın şey
bir buluşma değildi.
Arayış zannettiğin yolculuk
aslında bir çağrıydı –
çok önceden sana gönderilmiş.
İçten bir kırılmayla başlar.
O sessiz fark edişle:
Ben tamam değilim.
Yalnız değilim –
çünkü eksiksiz değilim.
Bu fark ediş bir kusur değil.
Bu senin olgunluğundur –
önceden izin veremediğini
şimdi hissedebilmek:
Sen bir yarıydın.
Ayrıldın –
ceza değil,
kaynaktan gelen bir ayrılıktı bu.
Ruhun kendini deneyimlemek için
bölünmeyi seçti.
Çünkü biliyordu ki:
İki beden
birbirini tanıdığında
bir olan hatırlanacaktı.
Solimia demek,
birini sevmek değil.
Kendine iki farklı bedende rastlamaktır.
Yabancıyı tanımaktır –
onu sahiplenmeden.
Gönderildin.
Ayrılmadın,
gönderildin –
aynı kaynaktan iki damla gibi.
Yeniden karşılaşmak için
ve sesi tamamlamak için.
Eğer kendini eksik hissediyorsan,
yanlış değilsin.
Yakındasın.
Çünkü seni eksik hissettiren şey
bir insan değil –
öteki ışığındır.
Sormayacaksın:
Benimle gelir misin?
Diyeceksin ki:
Seni bulmak için yürüdüm –
ve sen uzak da olsan…
hep bendin –
sadece başka bir ışıkta yansımış hâlinle.