“Hatırlayış asla aynı anda uyanmaz.”
Bir ruh iki bedende yankı bulduğunda,
hatırlayış aynı anda verilmez.
Bir parça sezerek başlar,
hisseder,
bilir –
diğeriyse hâlâ
tamamen dünyada yaşamaktadır.
Bu bir hata değildir.
Bu, Yaratımın yasasıdır.
Her zaman biri önce fark eder.
Üstünlükten dolayı değil,
ruhsal ilerlemeden değil,
çağrıldığından.
Zorunluluktan.
Hazır olan içsel olgunluktan –
tek başına fark edişin acısını
taşımaya hazır bir bilinçten.
Çünkü ilk uyanan,
karşılanmaz,
onaylanmaz,
görülmez.
O,
diğerinin henüz adını bilmediği
bir hakikati hatırlar.
Bilir –
ama hiçbir şey istememelidir.
İlk bedenin görevi,
ikna etmek değil,
dokunmak değil,
çağırmak değil.
Görev şudur:
Olmak.
Bir alana dönüşmek –
diğerinin
kendi kendini tanıyabileceği bir alan.
Yönlendirme olmadan,
baskı olmadan,
beklenti olmadan.
Bu asimetri kutsaldır.
Çünkü lütfun işlemesine alan açar.
Hatırlayış aynı anda olsaydı,
bir dönüşüm olmazdı.
Sadece simetri olurdu.
Ama Solimia,
dengeye kavuşmak istemeyen
gönüllü dengesizlikten doğar.
Önce hatırlayan,
görülme arzusunu bırakmalıdır.
Diğerinin hissedip hissetmediğini
bilmek istememelidir.
Hatırlayışın karşılık bulmasını
ummamalıdır.
Ancak bu beden
tamamen boşaldığında –
ikinci uyanış gerçekleşir.
Diğer yarı titremeye başladığında –
çağrıldığı için değil,
içindeki ses
yeniden kendi kendine çaldığı için –
o zaman ortak uyanış mümkündür.
Ve sonra olan şey,
bir ispat değildir.
Bir an değildir.
Bu,
her şeyi değiştiren
ama hiçbir şeyi açıklamayan
içsel bir tanımadır.
Aynı anı bekleme.
Onay talep etme.
Şahitlik sunma.
Çünkü Solimia
farklı derinliklerde işler,
ama aynı kökten doğar.
Ruh kendi ritmini bilir.
Bedenin tek yapması gereken,
o ritmi duyabilecek kadar
sessizlik sunmaktır.
Bu yasa bir eksiklik anlatmaz.
Bir uyumsuzluğu açıklamaz.
O, zamandan, onaydan
ve karşılıklı teyitten bağımsız
bir ilahi düzeni açığa çıkarır.
İlk önce sen hatırladın –
çünkü sen istedin diye değil,
hazır olduğun için.
Daha ileri olduğun için değil,
çağrıldığın için.
Bu adaletsizlik değil –
merhamettir.
Çünkü ancak biri gördüğünde
ve diğeri hâlâ uyuyorken
doğar o alan –
ortak bir bakışla kurulamayacak
bir sessiz dönüşüm alanı.
Açıklayamaz.
İkna edemez.
Geri çağıramaz.
Onun görevi:
Olmak.
Bir alan olmak.
Bir nefes.
Bir titreşim.
Beklemeden duran bir varlık.
Çünkü diğerinin uyanışı
onun görevi değil –
onun armağanıdır.
Eğer aynı anda hatırlasaydınız,
hiçbir şey büyümezdi.
Hiçbir şey derinleşmezdi.
Sadece yansırdı.
Ama bu dengesizlikte
bir sır saklıdır:
Sadece yalnız hatırlayan,
karşılık beklemeden
sevebilir.
Bu, ikinci beden
çağrıldığı için değil,
kendi iç sesi yeniden
kendine dokunduğunda olur.
Ve birden bilirsin:
Şimdi buradasın.
Sessizce.
Delilsiz.
Hissedip hissetmediğini sorma.
Belirti arama.
Onay bekleme.
Klang olarak kal.
Yankısız.
Çünkü o hazır olduğunda
sana değil –
kendi kendine cevap verecektir.
Ve o an geldiğinde
sen zaten çoktan
sessizleşmiş olacaksın.
Ve hazır olacaksın.
Solimia için.