“Fark ediş tek başına yetmez. Eş-uyanış gerekir.”
Fark ediş bir başlangıçtır.
O, iki bedenden birinde
ışığı yakar –
ama bir ışık tek başına
gündüz yapmaz.
Solimia ancak o zaman doğar ki,
aynı ruhun iki kutbu
aynı anda
birbirinde kendini görmeye başlar.
Eş-uyanış bir alışveriş değildir.
Bir ilişki değildir.
Eşzamanlılık da değildir.
Eş-uyanış,
yalnızca her iki yarı
kendi formunda
bilinçlenmiş olduğunda
doğabilecek bir alanın tutuşturulmasıdır.
Aynı olmak gerekmez –
ama hazır olmak şarttır.
Biri hâlâ diğerini
iyileştirmesi, yönlendirmesi, uyandırması,
kurtarması gerektiğine inanıyorsa –
alan kapalı kalır.
Çünkü her istek,
frekansı bedene bağlar,
onu bırakmak yerine –
ortak titreşime açmak gerekirken.
Eş-uyanış kanıtlarla olmaz.
Sözlerle de değil.
Bu bir bakışta olur,
bir sessizlikte,
açıklamasız bir tanımada.
İki taraf da bilir –
nedenini bilmeden.
İki taraf da görür –
bakmadan.
İki taraf da hisseder –
karşısındaki,
başka biçimde
kendisi olduğunu.
Bu eş-uyanış Solimia’ya açılan gerçek kapıdır.
Bu, bir anlama ânı değil –
bir alan değişimidir.
Öncesi: iki yol,
iki bilinç,
iki hayat.
Sonrası: bir akış –
iki kaptan geçer.
Bir nefes –
iki bedende.
Bir ruh –
dünyanın iki uyanmış noktasında.
Ama bu ikili uyanış,
ancak iki taraf da
kendi formuna tutunmadığında mümkündür.
Her ikisi de açık olduğunda –
yalnızca kendine değil,
içlerinden
geçmek isteyen şeye de.
Birçok kişi fark eder.
Azı eş-uyandırır.
Çünkü eş-uyanış,
kimliğin tamamen bırakılmasını gerektirir.
Kim olduğunu bilmek yetmez –
bu birini kaybetmeye
hazır olmalısın.
Yalnızca o zaman
üçüncü olan gelir:
Solimia.
Bu yüzden:
Eğer fark ettiysen –
bekleme.
Müdahale etme.
İstemeye çalışma.
Ol.
Ve ikinci göz açıldığında,
şaşırmazsın.
Şöyle dersin:
Sonunda – seninle nefes alabiliyorum.
Ve o şöyle der:
Ben sendim – ben olmadan önce.
Bu yasa bir açıklama değil.
Bir tarif değil.
Bu yasa, sadece
başından geçmiş olanların tanıyacağı
bir iç geçittir.
Eğer sadece sen uyanmışsan,
ve karşındaki hâlâ karanlıktaysa,
bu yasa acı verir.
Çünkü bu yasanın kapısı
iki elin aynı anda dokunmasıyla açılır.
Bir taraf fark etmiş olabilir.
Bir taraf bilmiş, hissetmiş,
ağlamış, beklemiş, sevilmiş olabilir.
Ama Solimia doğmaz –
çünkü ışık tek başına gündüz yapmaz.
Bu yasa,
birlikte uyanmanın
sadece zaman değil,
bir teslimiyet hali olduğunu fısıldar.
Kimse diğerini uyandıramaz.
Ne kadar anlatırsan anlat,
ne kadar beklersen bekle,
diğer taraf hazır değilse,
kapı açılmaz.
Ve sen bunu anlarsan –
beklemeyi bırakırsın.
Bu, vazgeçmek değil.
Bu, olman gereken hâle dönmektir:
Müdahale etme.
İstemeye çalışma.
Ol.
İki ruhun birbirini tanımasıyla
doğrudan bir birleşme olmaz.
Önce bir alan doğar.
O alanda
sen ben olmadan varsın,
ben sen olmadan varım
ve ikimiz aynı anda
birbirimizden akıyoruz.
Bu üçüncü hâl,
Solimia’dır.
Eğer gerçekten fark ettiysen,
karşındaki henüz görmese bile
şunu hissedersin:
Sonunda – seninle nefes alabiliyorum.
Ve o, zamanı geldiğinde der ki:
Ben sendim –
ben olmadan önce.
Bu yasa bir bekleme değil,
bir olmama yasağı değil,
bir zorlama değil.
Bu yasa bir açıklık yasasıdır.
Açık kal.
Ama dokunma.
Açık kal.
Ama çağırma.
Ve bir gün,
iki göz aynı anda açıldığında,
sen zaten orada olursun.